Sen 6
İlk günkü heyecanımı unutamam. Seni gördüğümde hissettiğimden kat ve kat büyük. Görecek miyim, görebilecek miyim, görürsem ne yapacağım, o ne yapacak... Sorular sordukça kalbim çıldırıyordu. İhtimalleri düşündükçe sana gelmek istiyordu. "Her göremezsem" dediğimde o daha hızlı atıyordu, can vermek üzere olanı hayatta tutmak istercesine. Mavi, yeşil kareli gömlek yine yanıma oturacakmış gibi oluyordu. O oturduğunda hissettiğim heyecanı hissediyorum, her tramvayda biri yanıma otururken. Ayakta gitmek zorundaydım bu yüzden. Her yanıma biri oturduğunda kalbimi söküyorlardı sanki. Dayanılmaz hale gelmişti 2-3 kişi oturduktan sonra.
Bana bıraktığın tek güzel ve acı verici şeydi bu. Artık senin için hissettiğim tek şey. Seni görecekmişim gibi oluyorum bazen, şimdi bile. Unutmadığım gömlek belirecekmiş gibi, gömleğin sahibi "ah kolum" diyecekmiş gibi oluyor. Bense onu gördüğümde "yine oynayacağım" diyorum. "Her şeye rağmen yine oynayacağım seninle oynadığımız sonu baştan belli olan, umutsuz, küçük oyunumuzu."
Alarm çalmamıştı daha, kalktığımda ya da duymamıştım sinir bozan sesi. Gözlerimi açtığımda yerlerini sana bırakan Elvis ve siyah tavşanı gördüm. Ben onlara bakıyordum, sen bana . Tramvayda olduğu gibi ben sana dalmıştım, sense gülümsüyordun. Bu gülümseme içimde garip bir şekilde var olan, geceleyin gördüğüm kabusun yol açtığı korkuyu silip süpürdü. Seni hala hatırlıyordum. Gülüşünü, elini, üzerindeki gömleği... Karşılaştığımızda "Üstümde ne vardı?" diye sorarsan, cevabım hazırdı; mavi yeşil kareli gömlek... Baş ucumda duran pencerenin perdesini kalkmadan çektim. Gökyüzünde, her güne utangaçlıkla başlayan güneşin oluşturduğu kızarıklık vardı. Saati güneşten anlayacakmışım gibi açmıştım perdeyi. Perdeyi açtıktan sonra komodinin üzerinde duran saatten saati kontrol ettiğimde anlamıştım; sevdiğim kadınla altında bulunduğum gökyüzünün güzelliğini görebilmek için perdeyi istemsizce açtığımı. Saat altı olmak üzereydi, yani alarm çalmak üzere. Sinir bozucu o sesi duymamak için alarmı kapattım. Yatakta yatmak rahatsız bir hal almıştı. Pijamalarımın hiç bu kadar rahatsız ettiğini hatırlamıyordum. Bir an önce seni görmek istediğim için yatak batıyor diye düşünmüştüm ki yüzüme tokat gibi çarptı üzerimde pijamalarımın olmayışı. Her şeyi sana yüklememeli, sana yormamalıydım. Geceleyin kot pantolonumu ve tshirtümü çıkartmadan yattığımı unutmuştum. Yataktan kalkıp, tshirtün kırışan yerlerini elimle düzeltmeye çalıştım. Kot pantolonumun ağ kısmında toplanmasına da aşağı doğru çekiştirerek bir çözüm buldum. Seni düşünürken aklıma bile gelmemişti pijamalarımı giyip de yatmak. Uyuyabileceğimi düşünmemiştim bile. Her ne kadar sana yormamalıyım yaptığım hataları desem de bu şekilde yatmamın sebebi sendin. Üzerimi değiştirmekle vakit kaybetmek istemedim. Elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım, parfümümü sürünüp dışarı çıktım. Saat altı buçuk olmuştu neredeyse ben evden çıktığımda. Tramvaya evime en yakın olan duraktan -ilk duraktan saymaya başlayınca 3. durak oluyordu- binecektim. İlk durağa yürümeyi düşünmüştüm ama yediye on kala ilk seferi kaçırabilirdim ve böyle bir riski göze alamayacak kadar korkaktım. Durağa vardığımda durakta gözüm seni aradı. Belki daha binmeden karşılaşırdık. Ama hayat bu kadar kolay değildi. Durakta yoktun. Tramvay geldiğinde ilk vagona atladım. Kapılar kapandığında soluk alış verişim değişti, kalp atışım hızlandı. Sanki seni hissetmişti tüm varlığım da reaksiyon gösteriyordu sana. Vagonlar birbirine bağlı olduğu için bir diğerinden diğerine, dolayısıyla seni tramvayda aramak kolay olacaktı. Birinci vagondan başladım seni aramaya. Diğer durağa varıncaya kadar son vagona ulaşmıştım. Kapılar açıldı, kapandı. Ben birinci vagona doğru yürüdüm tekrardan. Ben bindikten sonra dört durak daha gitmiştik ki insanların bakışlarını üzerimde hisseder olmuştum. Kıyafet seçimimi değiştirmeliyim diye düşündüm. İyi giyimli deli mi olurmuş? Aşık olurdu elbet ama kime açıklasam bana delisin sen derdi. Aşık olmanın laneti de buydu; aynı zamanda deli oluyordun. Saat on ikiye kadar ilk durak ve son durak, birinci ve son vagon arasında bir ileri bir geri gittim geldim. Sahip olduğum aşkın yanına o günlük hayal kırıklığı da eklendi. Ertesi gün son duraktan bindim. "Ben giderken o karşı taraftaki tramvayda olabilir" düşüncesiydi bunu yaptıran. Sistematik hareket ettiğim müddetçe seninle karşılaşacaktım. O gün hareket eden tüm tramvaylara binmem mümkün değildi elbet. Ama bir ay içinde belki biraz daha uzun bir sürede hepsine binmiş olacaktım ve mutlaka birinde seninle karşılaşacaktım. Kararlıydım seni bulmakta. İlk gün eve elimde hayal kırıklığından başka bir şeyle dönmüyor olsam da sana olan aşkım bunu ortadan kaldıracak kadar büyüktü. Eve girdiğimde yatağa attım kendimi, yorulmuştum. Bir süre yerini sana bırakmış siyah tavşanla Elvis'e baktım. Seni düşünmek yorgunluğumu unutturmuştu. Yataktan resmen fırlayarak kalktım, gardrobumu açtım, en eski olan kıyafetlerimi aradım. Diğerleri gibi giyinemezdim artık, çünkü ben mecnun olmuştum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder